
Elif o gece huzurlu uyuduğunu zannediyordu. Yatağa girdiklerinde her şey sıradan, hatta romantik sayılabilecek kadar dingindi. Uzun zamandır birlikte olduğu adam, ona ilk kez bu kadar yakın davranmıştı. Gece boyunca sarılmış, kulağına fısıldadığı sözlerle adeta uykuya çekmişti. Elif ne olup bittiğini sorgulamamış, gözlerini yavaşça kapatıp uykuya teslim olmuştu. Fakat sabah uyandığında vücudunda bir terslik olduğunu hemen hissetti. Avuç içindeki yanmayı önce uyuşukluk sandı. Elini hareket ettirmek istediğinde sanki birisi parmaklarını sıkıca bağlamış gibi bir gerilme hissetti. Yorganı kaldırdığında gördüğü manzara, içini buz gibi yaptı: Sağ elinin işaret parmağı morarmıştı. Rengi koyu maviye çalıyordu. Ucunda hafif bir şişlik vardı ve gittikçe daha fazla acımaya başlıyordu. Elif bir an nefesi kesilmiş gibi yatağın içinde doğruldu. Ne olmuştu? Gece bir yere mi çarpmıştı? Parmağını bir yere mi sıkıştırmıştı? Fakat hiçbir şey hatırlamıyordu. Yanında yatan adam çoktan uyanmıştı, hatta yüzünde garip bir soğukluk vardı. Elif, “Parmağım niye böyle?” diye sorduğunda adam gözlerini kaçırdı. O anda Elif’in içini tuhaf bir huzursuzluk sardı. Adamın yüzündeki ifade, saklamaya çalıştığı bir şeyler olduğunun işareti gibiydi. Göz bebeklerinde suçluluk mu, yoksa korku mu vardı, ayırt edemiyordu. Elif parmağını dikkatle incelediğinde morarmanın sadece yüzeyde değil, derinin altına işlemiş gibi derin bir iz bıraktığını fark etti. Sanki ince, görünmez bir bant gece boyunca parmağını boğmuştu. Morluk kenarlarında beliren hafif çizgiler, bir şeyin sıkıca sarıldığını gösteriyordu. Parmak ise giderek daha fazla şişiyor, kan akışı neredeyse duracak gibi oluyordu. Dayanamayıp hastaneye gittiğinde doktorun yüzündeki ciddiyet, Elif’in içini bir kez daha titretti. Doktor morluğu görünce uzun uzun inceledi. Kemik kırığı yoktu, darbe izi yoktu, ancak damarlardaki kan akışı neredeyse tamamen kesilmişti. Yani parmağı bir şey tarafından geceden sabaha kadar sıkılıp boğulmuştu. Elif şaşkınlıkla ne olduğunu sorduğunda doktorun ilk söylediği cümle şuydu: “Bunlar, onunla yatmanın sonuçlarıdır. Parmak bu şekilde morarmışsa, geceden sabaha kan akışı kesilmiş demektir. Bu ya bir kaza sonucu olur… ya da biri bilinçli şekilde yapmıştır.” Elif’in kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Doktor odadan çıkarken aklında tek bir soru dönüp duruyordu: Yanındaki adam neden göz temasından kaçmıştı? Neden yüzü solgundu? Neden “Gece hiçbir şey olmadı” demek konusunda bile bu kadar isteksizdi? Elif eve döndüğünde yatağın kenarında bulduğu küçük, ince lastik parçası tüm şüphelerini gerçeğe dönüştürdü. Parmağını morartan şey bir kaza değildi. Gece boyunca uykusunda ona ne yapıldığını bilmeden yanında yattığı adam, aslında düşündüğünden çok daha karanlık biriydi.
Elif o gece huzurlu uyuduğunu zannediyordu. Yatağa girdiklerinde her şey sıradan, hatta romantik sayılabilecek kadar dingindi. Uzun zamandır birlikte olduğu adam, ona ilk kez bu kadar yakın davranmıştı. Gece boyunca sarılmış, kulağına fısıldadığı sözlerle adeta uykuya çekmişti. Elif ne olup bittiğini sorgulamamış, gözlerini yavaşça kapatıp uykuya teslim olmuştu. Fakat sabah uyandığında vücudunda bir terslik olduğunu hemen hissetti. Avuç içindeki yanmayı önce uyuşukluk sandı. Elini hareket ettirmek istediğinde sanki birisi parmaklarını sıkıca bağlamış gibi bir gerilme hissetti. Yorganı kaldırdığında gördüğü manzara, içini buz gibi yaptı: Sağ elinin işaret parmağı morarmıştı. Rengi koyu maviye çalıyordu. Ucunda hafif bir şişlik vardı ve gittikçe daha fazla acımaya başlıyordu. Elif bir an nefesi kesilmiş gibi yatağın içinde doğruldu. Ne olmuştu? Gece bir yere mi çarpmıştı? Parmağını bir yere mi sıkıştırmıştı? Fakat hiçbir şey hatırlamıyordu. Yanında yatan adam çoktan uyanmıştı, hatta yüzünde garip bir soğukluk vardı. Elif, “Parmağım niye böyle?” diye sorduğunda adam gözlerini kaçırdı. O anda Elif’in içini tuhaf bir huzursuzluk sardı. Adamın yüzündeki ifade, saklamaya çalıştığı bir şeyler olduğunun işareti gibiydi. Göz bebeklerinde suçluluk mu, yoksa korku mu vardı, ayırt edemiyordu. Elif parmağını dikkatle incelediğinde morarmanın sadece yüzeyde değil, derinin altına işlemiş gibi derin bir iz bıraktığını fark etti. Sanki ince, görünmez bir bant gece boyunca parmağını boğmuştu. Morluk kenarlarında beliren hafif çizgiler, bir şeyin sıkıca sarıldığını gösteriyordu. Parmak ise giderek daha fazla şişiyor, kan akışı neredeyse duracak gibi oluyordu. Dayanamayıp hastaneye gittiğinde doktorun yüzündeki ciddiyet, Elif’in içini bir kez daha titretti. Doktor morluğu görünce uzun uzun inceledi. Kemik kırığı yoktu, darbe izi yoktu, ancak damarlardaki kan akışı neredeyse tamamen kesilmişti. Yani parmağı bir şey tarafından geceden sabaha kadar sıkılıp boğulmuştu. Elif şaşkınlıkla ne olduğunu sorduğunda doktorun ilk söylediği cümle şuydu: “Bunlar, onunla yatmanın sonuçlarıdır. Parmak bu şekilde morarmışsa, geceden sabaha kan akışı kesilmiş demektir. Bu ya bir kaza sonucu olur… ya da biri bilinçli şekilde yapmıştır.” Elif’in kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Doktor odadan çıkarken aklında tek bir soru dönüp duruyordu: Yanındaki adam neden göz temasından kaçmıştı? Neden yüzü solgundu? Neden “Gece hiçbir şey olmadı” demek konusunda bile bu kadar isteksizdi? Elif eve döndüğünde yatağın kenarında bulduğu küçük, ince lastik parçası tüm şüphelerini gerçeğe dönüştürdü. Parmağını morartan şey bir kaza değildi. Gece boyunca uykusunda ona ne yapıldığını bilmeden yanında yattığı adam, aslında düşündüğünden çok daha karanlık biriydi.