Son Dakika Haberleri

evle

“Yıllarca babanın hırsız olduğuna inandım. İhsan öldükten sonra şirketin eski kayıtlarını incelerken korkunç gerçeği öğrendim. Parayı çalan kişi kocammış. Babana iftira atarak kendi suçunu gizlemiş.”
İçimden bir şeylerin koptuğunu hissettim.
Babamın neden eski işinden ayrıldığını hiçbir zaman öğrenememiştim. Annem her sorduğumda konuyu değiştirirdi. Babamsa geçmişi hatırlamak istemediğini söylerdi.
Müjgan Hanım mektubunda, babamın iftira yüzünden bütün birikimini kaybettiğini, borçlarını ödeyebilmek için yıllarca çalıştığını anlatıyordu.
“Kocamın ölümünden sonra babanı buldum. Ona gerçeği anlatmak ve hakkını ödemek istedim. Ancak beni evinden kovdu. Paramızı istemediğini, yalnızca geçmişi unutmak istediğini söyledi.”
Gözlerim doldu.
Babamın geçirdiği felçten sonra hastane masraflarını karşılamak için nasıl çaresizce borç aradığımı hatırladım.
Müjgan Hanım’ın mektubu devam ediyordu.
“Babanın hastalandığını öğrendiğimde yeniden yardım etmek istedim. Fakat gururundan dolayı bunu yine kabul etmeyeceğini biliyordum. O sırada seninle ilgili bazı şeyler öğrendim. Maddi sıkıntılar yüzünden çaresizdin. Seni tanımaya karar verdim.”
İşte o anda süpermarketin önünde yaşadığımız karşılaşmanın neden bu kadar kusursuz göründüğünü anladım.
Her şeyi Müjgan Hanım ayarlamıştı!
Ancak hâlâ anlayamadığım bir şey vardı.
Benimle neden evlenmişti?
Mektubun son sayfasını çevirdiğimde cevabı bulacağımı düşünüyordum. Fakat yazılanlar beni daha da şaşırttı.
“Başlangıçta sana yalnızca babanın hakkı olan parayı vermeyi düşünüyordum. Ama gözlerindeki açgözlülüğü fark ettiğimde farklı bir karar aldım. Parayı elde etmek için neler yapabileceğini görmek istedim. Sana evlenme teklif ettiğim gün, yüzündeki sevinci hiç unutmadım. Oysa sen benimle değil, öldüğümde sahip olacağını düşündüğün servetimle evleniyordun.”
Utanç içinde başımı eğdim.
Müjgan Hanım haklıydı. Onunla geçirdiğim güzel zamanlara rağmen ölümünden sonra mirasına kavuşacağım günü hayal etmiştim.
Fakat mektubun son cümlesi beni yerimden sıçrattı.
“Şimdi kutunun dibindeki siyah zarfı aç. Orada hayatının en önemli kararını vermeni sağlayacak şeyi bulacaksın.”
Kutuyu karıştırıp siyah zarfı çıkardım.
İçinde iki belge vardı.
İlki, Müjgan Hanım’ın bütün mal varlığının yoksul çocukların eğitimini destekleyen bir vakfa bağışlandığını gösteriyordu.
İkinci belgede ise babamın adı yazıyordu.
Turgay Bey önümdeki kâğıdı işaret etti.
“Müjgan Hanım, kocasının yıllar önce babanızdan haksız yere aldığı paranın bugünkü değerini hesaplatmış. Faizleriyle birlikte toplam 18 milyon lira ediyor.”
Gözlerim faltaşı gibi açıldı.
“Yani bu para benim mi?”
“Hayır. Babanızın. Ancak burada küçük bir sorun var.”
Avukatın yüzündeki ifade değişti.
“Paranın babanıza teslim edilebilmesi için onun geçmişte yaşananları öğrenmesi gerekiyor. Müjgan Hanım, gerçeği kendisinden saklamak istememiş.”
Bir anda bütün heyecanım kayboldu.
Babam felç geçirmişti. Zar zor konuşabiliyordu. Yıllar önce yaşadığı o korkunç olayın yeniden gündeme gelmesi onu nasıl etkilerdi?
“Başka bir yolu yok mu?” diye sordum.
Turgay Bey başını salladı.
O akşam eve döndüğümde annem beni kapıda karşıladı. Yüzümün hâlini görünce hemen ne olduğunu sordu.
Hiçbir şey söylemeden fotoğrafı uzattım.
Annem fotoğrafı gördüğü anda ağlamaya başladı.
“Demek sonunda öğrendin…”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Sen de mi biliyordun?”
Annem mutfaktaki sandalyeye oturdu.
“Baban yıllarca o kadından nefret etti. Ama hiçbir zaman onun suçlu olduğunu düşünmedi. İhsan’ın her şeyi planladığından şüpheleniyordu. Yalnızca bunu kanıtlayamadı.”
Ardından bana hiç bilmediğim bir şey anlattı.
Babam felç geçirmeden birkaç hafta önce Müjgan Hanım onu ziyaret etmiş. Saatlerce konuşmuşlar. Sonunda babam, geçmişte yaşananlar yüzünden artık kimseyi suçlamadığını söylemiş.
“Ancak ona tek bir şart koştu,” dedi annem.
“Neymiş?”
“Senin geçmişte yaşananları öğrenmeni istemiyordu. İnsanlardan nefret ederek büyümeni istemediği için bunca yıl sessiz kalmıştı.”
O gece gözüme uyku girmedi.
Ertesi sabah hastaneye gittim. Babam yatağında uzanıyordu. Yanına oturup elini tuttum.
“Baba, sana bir şey anlatmam gerekiyor.”
Her şeyi anlattım. Fotoğrafları gösterdim. Mektubu baştan sona okudum.
Babam uzun süre sessiz kaldı.
Sonunda güçlükle konuştu.
“O kadın… iyi miydi?”
Beklediğim soru bu değildi.
“Evet baba. Bana çok iyi davrandı.”
Babamın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Öyleyse… neden ağlıyorsun?”
O anda kendimi tutamadım.
“Çünkü onunla parası için evlendim. Bana gösterdiği sevginin değerini ancak öldükten sonra anladım.”
Babam elimi sıktı.
“Parayı… geri kazanırsın. Ama insanları… geri getiremezsin.”
Bu sözler hayatım boyunca duyduğum en ağır ders oldu.
Birkaç gün sonra yeniden Turgay Bey’in ofisine gittim. Babamın geçmişte uğradığı haksızlığa karşılık hazırlanan belgeleri tamamladık. Ancak ben de önemli bir karar vermiştim.
Babama ait 18 milyon liranın tamamını alacaktık. Çünkü bu para gerçekten onun hakkıydı. Öncelikle tedavisini karşılayacak, annemle babamın kalan hayatlarını rahat geçirmesini sağlayacaktım.
Fakat kendi adıma herhangi bir servet istemiyordum.
Müjgan Hanım’ın evinin satışından elde edilen parayla kurulacak vakıfta gönüllü çalışmak istediğimi söyledim.
Turgay Bey masanın çekmecesinden küçük bir zarf çıkardı.
“Müjgan Hanım bunu da bırakmıştı. Ancak yalnızca böyle bir karar verirseniz teslim etmemi istedi.”
Zarfın içinde tek sayfalık bir mektup vardı.
“Sevgili eşim, sana bir tuzak kurduğumu düşünmeni istedim. Çünkü başlangıçta ikimiz de birbirimize karşı dürüst değildik. Sen paramın peşindeydin, bense babana yapılan haksızlığı telafi etmeye çalışıyordum. Ancak son günlerimde bana gösterdiğin şefkatin gerçek olduğuna inanmak istedim. Yanımda kalmak için artık hiçbir sebebin olmadığında bile elimi tutmaya devam ettin. İşte o zaman sana gerçekten âşık olduğumu anladım.”
Mektubun son satırlarını gözyaşları içinde okudum.
“Sana servetimi bırakmadım. Çünkü babanın hakkı olan parayla benim mirasım aynı şey değil. Umarım bir gün aralarındaki farkı anlarsın. Seninle geçirdiğim güzel günler için teşekkür ederim.”
Aradan tam iki yıl geçti.
Babamın sağlık durumu büyük ölçüde düzeldi. Annemle birlikte artık maddi sıkıntı yaşamıyorlar. Ben ise Müjgan Hanım’ın adına kurulan vakıfta çalışıyorum.
Geçen hafta burs verdiğimiz çocuklardan biri yanıma gelerek büyüdüğünde doktor olmak istediğini söyledi.
“Neden doktor?” diye sordum.
“Çünkü benim gibi parası olmadığı için üzülmek zorunda kalan insanlara yardım edeceğim.”
O küçük çocuğun sözlerini duyduğumda Müjgan Hanım’ı hatırladım.
O gün mezarını ziyaret ettim. Yanıma onun en sevdiği çiçeklerden almıştım. Mezar taşının önüne oturup uzun uzun konuştum.
“Başlangıçta senin paranı istiyordum Müjgan. Ama şimdi anlıyorum ki bana bıraktığın en değerli şey para değilmiş.”
Mezarının başından ayrılırken yıllar sonra ilk kez kendimi gerçekten zengin hissettim.
Çünkü bir zamanlar servetine sahip olabilmek için ölümünü beklediğim kadın, kendi ölümünden sonra bana hayatım boyunca unutamayacağım bir ders vermişti.
İnsanın gerçek zenginliği, öldüğünde geride bıraktığı para değil, yaşarken dokunduğu insanların hayatlarında bıraktığı iyiliktir…..

Sonra ki Sayfa !!!

Okumaya devam etmek için yukarıda ki görsele t'klay'n ve ilerleyiniz >>>
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

EVLENDİĞİM YAŞLI KADININ

“Yıllarca babanın hırsız olduğuna inandım. İhsan öldükten sonra şirketin eski kayıtlarını incelerken korkunç gerçeği öğrendim. Parayı çalan kişi kocammış. Babana iftira atarak kendi suçunu gizlemiş.”
İçimden bir şeylerin koptuğunu hissettim.
Babamın neden eski işinden ayrıldığını hiçbir zaman öğrenememiştim. Annem her sorduğumda konuyu değiştirirdi. Babamsa geçmişi hatırlamak istemediğini söylerdi.
Müjgan Hanım mektubunda, babamın iftira yüzünden bütün birikimini kaybettiğini, borçlarını ödeyebilmek için yıllarca çalıştığını anlatıyordu.
“Kocamın ölümünden sonra babanı buldum. Ona gerçeği anlatmak ve hakkını ödemek istedim. Ancak beni evinden kovdu. Paramızı istemediğini, yalnızca geçmişi unutmak istediğini söyledi.”
Gözlerim doldu.
Babamın geçirdiği felçten sonra hastane masraflarını karşılamak için nasıl çaresizce borç aradığımı hatırladım.
Müjgan Hanım’ın mektubu devam ediyordu.
“Babanın hastalandığını öğrendiğimde yeniden yardım etmek istedim. Fakat gururundan dolayı bunu yine kabul etmeyeceğini biliyordum. O sırada seninle ilgili bazı şeyler öğrendim. Maddi sıkıntılar yüzünden çaresizdin. Seni tanımaya karar verdim.”
İşte o anda süpermarketin önünde yaşadığımız karşılaşmanın neden bu kadar kusursuz göründüğünü anladım.
Her şeyi Müjgan Hanım ayarlamıştı!
Ancak hâlâ anlayamadığım bir şey vardı.
Benimle neden evlenmişti?
Mektubun son sayfasını çevirdiğimde cevabı bulacağımı düşünüyordum. Fakat yazılanlar beni daha da şaşırttı.
“Başlangıçta sana yalnızca babanın hakkı olan parayı vermeyi düşünüyordum. Ama gözlerindeki açgözlülüğü fark ettiğimde farklı bir karar aldım. Parayı elde etmek için neler yapabileceğini görmek istedim. Sana evlenme teklif ettiğim gün, yüzündeki sevinci hiç unutmadım. Oysa sen benimle değil, öldüğümde sahip olacağını düşündüğün servetimle evleniyordun.”
Utanç içinde başımı eğdim.
Müjgan Hanım haklıydı. Onunla geçirdiğim güzel zamanlara rağmen ölümünden sonra mirasına kavuşacağım günü hayal etmiştim.
Fakat mektubun son cümlesi beni yerimden sıçrattı.
“Şimdi kutunun dibindeki siyah zarfı aç. Orada hayatının en önemli kararını vermeni sağlayacak şeyi bulacaksın.”
Kutuyu karıştırıp siyah zarfı çıkardım.
İçinde iki belge vardı.
İlki, Müjgan Hanım’ın bütün mal varlığının yoksul çocukların eğitimini destekleyen bir vakfa bağışlandığını gösteriyordu.
İkinci belgede ise babamın adı yazıyordu.
Turgay Bey önümdeki kâğıdı işaret etti.
“Müjgan Hanım, kocasının yıllar önce babanızdan haksız yere aldığı paranın bugünkü değerini hesaplatmış. Faizleriyle birlikte toplam 18 milyon lira ediyor.”
Gözlerim faltaşı gibi açıldı.
“Yani bu para benim mi?”
“Hayır. Babanızın. Ancak burada küçük bir sorun var.”
Avukatın yüzündeki ifade değişti.
“Paranın babanıza teslim edilebilmesi için onun geçmişte yaşananları öğrenmesi gerekiyor. Müjgan Hanım, gerçeği kendisinden saklamak istememiş.”
Bir anda bütün heyecanım kayboldu.
Babam felç geçirmişti. Zar zor konuşabiliyordu. Yıllar önce yaşadığı o korkunç olayın yeniden gündeme gelmesi onu nasıl etkilerdi?
“Başka bir yolu yok mu?” diye sordum.
Turgay Bey başını salladı.
O akşam eve döndüğümde annem beni kapıda karşıladı. Yüzümün hâlini görünce hemen ne olduğunu sordu.
Hiçbir şey söylemeden fotoğrafı uzattım.
Annem fotoğrafı gördüğü anda ağlamaya başladı.
“Demek sonunda öğrendin…”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Sen de mi biliyordun?”
Annem mutfaktaki sandalyeye oturdu.
“Baban yıllarca o kadından nefret etti. Ama hiçbir zaman onun suçlu olduğunu düşünmedi. İhsan’ın her şeyi planladığından şüpheleniyordu. Yalnızca bunu kanıtlayamadı.”
Ardından bana hiç bilmediğim bir şey anlattı.
Babam felç geçirmeden birkaç hafta önce Müjgan Hanım onu ziyaret etmiş. Saatlerce konuşmuşlar. Sonunda babam, geçmişte yaşananlar yüzünden artık kimseyi suçlamadığını söylemiş.
“Ancak ona tek bir şart koştu,” dedi annem.
“Neymiş?”
“Senin geçmişte yaşananları öğrenmeni istemiyordu. İnsanlardan nefret ederek büyümeni istemediği için bunca yıl sessiz kalmıştı.”
O gece gözüme uyku girmedi.
Ertesi sabah hastaneye gittim. Babam yatağında uzanıyordu. Yanına oturup elini tuttum.
“Baba, sana bir şey anlatmam gerekiyor.”
Her şeyi anlattım. Fotoğrafları gösterdim. Mektubu baştan sona okudum.
Babam uzun süre sessiz kaldı.
Sonunda güçlükle konuştu.
“O kadın… iyi miydi?”
Beklediğim soru bu değildi.
“Evet baba. Bana çok iyi davrandı.”
Babamın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Öyleyse… neden ağlıyorsun?”
O anda kendimi tutamadım.
“Çünkü onunla parası için evlendim. Bana gösterdiği sevginin değerini ancak öldükten sonra anladım.”
Babam elimi sıktı.
“Parayı… geri kazanırsın. Ama insanları… geri getiremezsin.”
Bu sözler hayatım boyunca duyduğum en ağır ders oldu.
Birkaç gün sonra yeniden Turgay Bey’in ofisine gittim. Babamın geçmişte uğradığı haksızlığa karşılık hazırlanan belgeleri tamamladık. Ancak ben de önemli bir karar vermiştim.
Babama ait 18 milyon liranın tamamını alacaktık. Çünkü bu para gerçekten onun hakkıydı. Öncelikle tedavisini karşılayacak, annemle babamın kalan hayatlarını rahat geçirmesini sağlayacaktım.
Fakat kendi adıma herhangi bir servet istemiyordum.
Müjgan Hanım’ın evinin satışından elde edilen parayla kurulacak vakıfta gönüllü çalışmak istediğimi söyledim.
Turgay Bey masanın çekmecesinden küçük bir zarf çıkardı.
“Müjgan Hanım bunu da bırakmıştı. Ancak yalnızca böyle bir karar verirseniz teslim etmemi istedi.”
Zarfın içinde tek sayfalık bir mektup vardı.
“Sevgili eşim, sana bir tuzak kurduğumu düşünmeni istedim. Çünkü başlangıçta ikimiz de birbirimize karşı dürüst değildik. Sen paramın peşindeydin, bense babana yapılan haksızlığı telafi etmeye çalışıyordum. Ancak son günlerimde bana gösterdiğin şefkatin gerçek olduğuna inanmak istedim. Yanımda kalmak için artık hiçbir sebebin olmadığında bile elimi tutmaya devam ettin. İşte o zaman sana gerçekten âşık olduğumu anladım.”
Mektubun son satırlarını gözyaşları içinde okudum.
“Sana servetimi bırakmadım. Çünkü babanın hakkı olan parayla benim mirasım aynı şey değil. Umarım bir gün aralarındaki farkı anlarsın. Seninle geçirdiğim güzel günler için teşekkür ederim.”
Aradan tam iki yıl geçti.
Babamın sağlık durumu büyük ölçüde düzeldi. Annemle birlikte artık maddi sıkıntı yaşamıyorlar. Ben ise Müjgan Hanım’ın adına kurulan vakıfta çalışıyorum.
Geçen hafta burs verdiğimiz çocuklardan biri yanıma gelerek büyüdüğünde doktor olmak istediğini söyledi.
“Neden doktor?” diye sordum.
“Çünkü benim gibi parası olmadığı için üzülmek zorunda kalan insanlara yardım edeceğim.”
O küçük çocuğun sözlerini duyduğumda Müjgan Hanım’ı hatırladım.
O gün mezarını ziyaret ettim. Yanıma onun en sevdiği çiçeklerden almıştım. Mezar taşının önüne oturup uzun uzun konuştum.
“Başlangıçta senin paranı istiyordum Müjgan. Ama şimdi anlıyorum ki bana bıraktığın en değerli şey para değilmiş.”
Mezarının başından ayrılırken yıllar sonra ilk kez kendimi gerçekten zengin hissettim.
Çünkü bir zamanlar servetine sahip olabilmek için ölümünü beklediğim kadın, kendi ölümünden sonra bana hayatım boyunca unutamayacağım bir ders vermişti.
İnsanın gerçek zenginliği, öldüğünde geride bıraktığı para değil, yaşarken dokunduğu insanların hayatlarında bıraktığı iyiliktir…..

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA